İnsanlar olarak hayatımız içerisinde gelişen durumların karşısında farklı duygu halleri arasında sürekli bir geçiş yaşıyoruz. Bu geçişler sırasında denk geldiğimiz, içinden çıktığımız ya da çıkmakta zorlandığımız onlarca duygu yaşıyor ve belki bazılarının farkında dahi olmuyoruz. Dolayısıyla ruh halimiz ya da deyim yerindeyse hislerimiz daha “Hassas” bir hal alabiliyor.
Daha duyarlı, kızgın, çabuk parlayan… Kısaca normalde sahip olmadığımız ama çevremiz tarafından “Bu sıra çok ….’sın” tarzında gelen eleştirileri de bolca duyduğumuz dönemlerin daha hassas dönemler olduğunu söyleyebiliriz. Hassas olmak sadece dönemsel ya da birikimsel olmadığı gibi kişilik olarak da hassas olabiliriz: Daha ince eleyip sık dokuyan, kelimelerin oldukça anlam taşıdığı, duygularını daha yoğun yaşayan ve kolay fark eden insanlar hassas olarak nitelendirilebilirler.
Kötü bir şey olmasa dahi insanı yorgunluğa sürükleyebilecek ya da daha az incelikli düşünen insanlarla yaşanan iletişimde kopukluk gerçekleştirebilecek bir durum olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu yazıyı okurken geçirdiğiniz tüm bir haftayı, belki tüm bir ömrü düşünüp “hassas” olmakla ithaf edildiğimiz anlara odaklanalım. Gerçekten biz mi hassastık yoksa karşı taraf mı biraz düşüncesiz?

Seda Alan için bir cevap yazın Cevabı iptal et