“Üstümde yıldızlı gök” demişti Königsberg’li
Sebeb-i Telif, İsmet Özel
“içerimde ahlâk yasası”.
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?
Yaşadığımız zaman bi’ hayli alengirli. Elimizi attığımız her şey ıslak tuvalet terliği rahatsızlığı veriyor. Mükemmel bir yozlaşma içerisindeyiz. İnsan, sanki mevcudiyetiyle yaşamı tüketiyor. Yaşam standartları düştükçe ahlaki açıdan yozlaşma kaçınılmaz bir hal alıyor. Birileri bir köşe tutmuş ve sanki geri kalan birileri de diğer köşeleri tutmanın derdinde. İşte böyle bir ahlaki çöküş içerisinde biz kararlarımızı neye göre veriyor olacağız?
Doğrular ve yanlışlar. Hepimizin diline pelesenk olmuş bir soru; “neyin doğru olduğuna nasıl karar vereceğim?” Bunun neden bu kadar önemi var ki? Yani doğru kararı veriyor olmak bizim için ne anlam ifade ediyor? Doğru karar ne? O kararı doğru yapan etmenler daha ne kadar o kararı doğru yapmaya devam edecek? Bugünün doğruları pek ala yarının yanlışları haline gelebilirken biz kararlarımızı nasıl doğruluk ekseninde veriyor olacağız? Bence doğru ya da yanlış karar yoktur; sorumluluğunu alabildiğimiz kararlar vardır. Biz hangi kararı verirsek verelim onun sorumluluğunu alabiliyorsak bizim mevcudiyetimizde, o, doğru karardır.
Bu yazıyı okurken geçirdiğiniz tüm bir haftayı, belki tüm bir ömrü düşünüp sorumluluğunu alamadığınız kararlarınıza odaklanın. O kararların sorumluluğunu alabilseydiniz nasıl bir hayatınız olurdu?
Yorum bırakın