Yalnız Hissetmek

“Önce Kelime vardı” diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık. Kelimenin bittiği yerde başladı; Kelime söylenemeden önce başladı. Kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, Kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu. 

Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Hemen Vikipedi’ye baktığımız zaman yalnızlık duygusunu şöyle tanımlamakta; “bir insanın boşluk duygusuyla karışık kendisini dünyadan kopmuş hissetme duygusudur.” Çok ilginç bir tanım değil mi? Boşluk duygusuyla karışık dünyadan kopmuş hissetmek.

İnanılmaz soyut bir tanım ama yalnızlık dediğimiz olgu da soyut değil mi zaten? Dünya ile bağlantımızı sağlayan bazı nesneler var aslında. Biz bu nesnelerden uzaklaştıkça mı kendimizi dünyadan kopmuş hissediyoruz? Ya da bu nesneler bizden mi uzaklaştıkça. Peki bu noktada; dünyadan koptuğumuz bu noktada, bunun önemi var mı? Galiba kaçışımız yok, hepimiz sonunda boşluk duygusuyla karışık kendimizi dünyadan kopmuş hissedeceğiz.

Bu yazıyı okurken geçirdiğiniz tüm bir haftayı, belki tüm bir ömrü düşünüp yalnız hissettiğiniz anılarınıza odaklanın. Gerçekten dünyadan koptunuz mu?

Yorum bırakın